18 Haziran 2019 Salı

GELECEKTEKİ kendime



     Kaç yaşındasın 40-45 mi? Sağlığın nasıl, ellerde ayaklarda titreme(uyuşma vs. devam ediyor mu?) başladı mı? Ya da daha önceden tedbirini alıp eklem ağrılarını giderdin mi? Gözlük kullanıyor musun? Ne işle meşgulsün? Hala *R* leri diyemiyorsun değil miJ (inşallah o duyguları bırakmışsındır)? Renkli çoraplara devam mı? Sigarayı bıraktın mı? Bırakmışsındır eminim J Evlenebildiysen çocuklar kaç yaşında? Anne baba sağ mı? Liseden beri evrimleşme süren acaba 45 yaşında nasıl bir hal aldı merak ediyorum. Hala durağanlaşmayı kabul etmiyor musun? Zaten benden başkası bu kadar kendimi merak edip kendim hakkında bana bu kadar soru soramazdı? İnşallah kendine kitap okuma ve yazı yazmayı rutinleştirmişsindir. Tabii yabancı dizilerden vakit bulabilirsen (The Vampıre Dıares izleyebildin mi Vikings’i kaç defa bitirdin. Ya da eşinle hangi diziyi izliyorsun ve favoriniz hangisi? Ezhel’e devam mı? J Ayrıca; gereksiz kâğıt, belge, hatıra, toplamayı inşallah bırakmışsındır bunu başardıysan en çok buna sevinirim. Kendim hakkımda bu kadar kâfi bence birazda tarihe not düşelim.
     Bugün 18 Haziran 2019 Erzincan’da öğrenci olarak son günüm, sadece öğrenciliğimin değil sakal ve saçımın da uzun şekliyle de son günü olabilir J 2040 yılında hala adalete ambargo uygulanıyor mu? Neler değişti her anlamda beni bilgilendirirsen sevinirim J  Umarım merak duygun yıllar geçtikçe daha da perçinleşmiştir. Müştak Bey sen yeter ki iste her şeyi başarırsın,  kendi derinliğinin farkındasın. 21 yıl boyunca ölmemeye çalış yeniden konuşacağız bak. Beni sakın unutma gelecekten haber ver, ona göre geleyim.  .



10 Mart 2018 Cumartesi

Ateist Kızla Mescitte Sohbet



  Önceden bahsetmiştik. Hayat. sürprizlerle ve zıtlıklarla doludur. Eminim eni boyu aynı olmayan birçok şey görmüşsünüzdür, bende gördüm, daha doğrusu duydum. Beden yaşı akıl yaşını tutmuyordu. Ama 21.yy kapitalist sistemi her ne kadar o küçük bedeni ezmeye çalışsa da (böyle bir yanlış yapar mı bilmiyorum) , aklı onu alt edecek donanıma sahipti. Aslında bu eşine az rastlanan bir durum, belli ki hayatının bazı dönemlerinde keskin virajlarla  karşılaşmış, acaba kaçında şarampole yuvarlanmadı ? Onu, dinlemek hoştu, anlamak ise bir o kadar güç. Yaşına göre bilgi seviyesi, hayatı sorgulayışı, anıları benden fazlaydı.(tuş olmuştum adeta)Benimde vardı anlatacaklarım, dinleşiyorduk, şansın şansın bu olsa gerek.
        Hoşgörü ve empati temel kavramlar,beni düşündüren insanları gayet sevmişimdir(bazen benim karşımdaki insanların halini anlamak için iyi oluyor,insan dediğin halden anlamalı caaanım)Hele ki hayat bilgisi dikkatimi çekecek kadarsa, soyut konulara girmiyorum bile.
          Hayatta herkes tercih yapar, ya da yapmaya zorlanır, Din çok geniş bir konudur, konuşulur ya da konuşulmaz ama tartışılır.Tercihler hayatımızdaki ilerleyeceğimiz yolu belirler. Gel gelelim hayatta her şey kendi tercihlerimiz doğrultusunda olmaz, mesela; anne ve babamızın ayrı olması bizim tercihimiz midir ? Ama kırmızı çizgilerimizi kendi tercihlerimiz doğrultusunda çizmişizdir ve ASLA BUNLARDAN TAVİZ VERMEMELİYİZ NE OLURSA OLSUN.
       Yaşına göre o kadar bilginin ve yaşantının altında ezilmeyen küçük bir beden.(1dk saygı duruşu lütfen!)
Muazzam bir lisan ve kendisini olduğu halinden 3'e katlayabilen bir insan. Hayat görüşü muazzam. Ama bu ülkede değil. Denizi geniş ve derin ülkelerin insanı, sığ denizlerde yelkeninin güzelliğini çekemeyip taş atan çok olur, anlamazlar,yahut onun hayat anlayışını derin düşüncesinini, aklını kullanmasını çekemeyip ((yani akıllarını aklına erdiremeyip hemen ötekileştirebilirler)) gemisini batırmak isterler. Böyle davranmaları, rahat vermemeleri acaba onu ayrı bir Tanrı'nın yarattığını mı düşünüyorlar. Bir insanı fazla tanıyıp tanımadan hemen cebindeki taşları çıkarıp atarak sevap mı işlediğini sanırlar oysaki kendi dinlerine göre hoşgörü ve empati en başta gelmez miydi ? Neden bu gereksiz çekemeyiş, zararımız ancak kendimize. Şu bilinmelidir ki yanlışlar yanlışlarla örtülmez. Bu yanlışı anlamak içinde akıl sahibi olmak gerek. Düşünenin halinden düşünen anlar. Vesselam..) ;?







28 Ağustos 2016 Pazar

Bilinmeyene

Liseden beri hayallerimi süslüyordun
Omzum kollarım hasretti 
Sana kavuşmak için 
Adeta kanat çırpıyordu kalbim
  Bazen kavuşmamıza ramak kala 
  Mutlaka bir pürüz çıkıyordu ortaya
  Kavuşamıyorduk anlayacağın
Ama şimdi ikimizde mutluyuz değil mi ?
Hiç eksik olma omzumdan
Benim siyah çantamm ...

Düşünce Spazmı -2- Bitki

  Dün koaladan bahsetmiştik.Bugün de kendimize soralım,dünyaya bitki olarak gelecek olsaydık, ne tür bir bitki olmayı isterdik ? Ben herhalde kaktüs derdim.
  Neden mi kaktüs? Açıkçası ben de bilmiyorum. İnsan bir anda aşık olur ya hani benim ki de öyle bir durumdu. İzlediğim yalnızlık politikasından mıdır bilinmez,birçok ortak noktamız olduğunu fark ettim. Diyeceksiniz kaktüs nasıl yalnız oluyor, diğer bitkilerden farklı mı? Bunu demeniz gayet normal lakin; kaktüsü diğer bitkilerden farklı kılan tarafları var; mesela çöl  de yaşaması(en zor şey zaten), vahalardan ırak olması (hanemize bir eksi(-) daha rica ediciğim). Dolayısıyla Ha mecnun ha kaktüs fark eden bir şey yok.
  Kaktüsü güzel kılan bir başka özellik ise hayatta kalma uğruna verdiği savaştır.Ortak özelliğimiz bakımından istediğimiz şey için sonuna kadar mücadele etmekten kaçınmayız. Şimdi şunu düşünelim. Sen evde yemeği,suyu,tatlısı ayağına gelen papatyasın, ben ise; gece ve gündüzün zıt yaşandığı,bu kurak ortamda hayatını idame ettirmeye çalışan zavallı ama gururlu bir kaktüs.
  Hal böyle olunca yemeğini,tatlısını geçtim,adam bir damla suyla dilini ıslatmak için toprağın bilmem kaç metre  (m) altına kök salıyor,tabi bundan kimin haberi olacak,acıyı sadece çeken bilir.
 Yani sonuç olarak kaktüsler çok susuz.Lütfen!Çöle yolunuz düşerse gönlünüzden kaç litre(lt) su koparsa döküverin,empati kurun,cimrilik yapmayın,çöl hayatı zor yaa gerçekten zor yoksa kim istemez yengeyide alıp Hawaii'ye gitmeyi(Zıtlıklar Ülkesi).Dimii .

26 Ağustos 2016 Cuma

Düşünce Spazmı -1- ( Hayvan)

  Bilmem hiç düşündünüz mü ? Bu boğucu hayatın dar sokaklarında kaybolduğunuz da dünyaya insan olarak değil de bir hayvan, bir bitki olarak gelseydim, ne olarak gelirdim diye ? Hayvan kaba bir tabir gibi gelebilir ama dünya da çok güzel hayvanlarda var (bardağin dolu tarafı). Ben, bunu bir zaman kendime sordum ve şöyle bir yanıt aldim; hayvan olarak mı ? Tabiki de koala.
   Benim gibi bir hayvanın, pardon insanın kendini koala'ya benzetmesi gayet doğal çünkü; potansiyel var abi daha ne olsun. Koala gibi günün tamamına yakınını uyuyarak geçirmiyorsakta, yarısını uyuyarak geçiriyoruz, gün geliyor neredeyse tamamını uyuyarak geçiriyoruz (Allah'ım şükürler olsun sana  iyiki uyku bedava). Daha sonra bir şey yapmama isteği sarıp sarmalıyor insanı. Nasıl kurtulur ki insan bu isteksizlikten. O kadar da uyumaya istekliyken ( Zıtlıklar Ülkesi).
   Biz, iyi hoş günümüzü gün edip, gün boyu yatıyoruz da şunu unutuyoruz; her şeyin bir avantajı olduğu gibi dezavantajı da var. Koala' ya biçilen ömür 10-20 yıldır. Gel gelelim biz ise dünya hayatına doyamıyoruz(bir zıtlık daha). Ama ne demişler gülü seven dikenine katlanır. Neyse bugünlük bu kadar olsun,sürç-i lisan ettiysem affola bitkiyi de yarına bırakalım.

25 Ağustos 2016 Perşembe

Geçmiş, Geçmiş Midir Yoksa Geçmemiş Midir ?

Başlık gözünüze garip gelmesin. Eminim gerek yazılarımda, gerekse başlıklarda bu kalıpta söz ve söz gruplarını çok göreceksiniz. Çünkü; ben buyum.Zıtlıklar ülkesine hoş geldiniz.
   Geçmiş,her ne kadar anlam olarak geride kalan zaman birikimini ifade etsede sizce bu ne kadar doğrudur? Benim fikrimi sorarsanız, elbette böyle bir şeye yanlış demiyorum,lakin; elimizden geldiğince bu konuya farklı açılardan bakabilir ve farklı yorumlar yapabiliriz.(tabiki de sizin yorum ve düşüncelerinizle)
    Aslında geçmişe tamamiyle  geçmiş diyemeyiz, neden mi ? (Diyebilen var mı bu arada? )
Çünkü; o ifade ettiğimiz zaman diliminin başrol oyuncusu biz olduğumuz için daima o anın bir hatırası hafızamızda imtemsizce dolanır durur.
Kaç kişi o hatırayı sonsuza kadar sınır dışı edebilir ? Böyle bir emri kendine verebilen var mı ? ( Varsa help me:) Bazende o gücü hissedersin ve dersinki beynine "çabuk defet onu buradan hemen dedim sana sallanma" sonrasında bir huzura erersin, sanki bulutların üstüne çıkmışcasına bir rahatlama gelir insana.( Aferin beyin hep böyle ol)
   Bu bahsettiğim olaydan az zaman,çok zaman ya da orta zaman geçtikten sonra ( geçen zamanın bir etkisi olur mu bilmem,zannetmem doğrusu) kulağına bir şarkı ilişir, der ki " en çok beni severmiş o
beni aramış gözleri giderken"
   Hadi buyur bakalım bulutların üstündeki kardeş. Yaa geçmiş demekle geçmiyormuş işte,bitti demeyle bitmediği gibi. Durma öyle yak sigaraları yak.

24 Ağustos 2016 Çarşamba

M12 Nedir Neyin Nesidir ?

   Nereden geldi, bu M12 neyin nesi dediğinizi duyar gibiyim ama hemen beni bir tarafa atıvermeyin, çünkü; buradaysam bir ortak paydamız var demek ki ! Onun için ilk önce tanışmak isterim sizlerle. İlk olarakta size  müstear ismimi  tanıtmak isterim.Zaten bütün hayatım bu 1 harf 2 sayıdan ibaret.
   Bu ismi ben bulmadım,kendim de bulmadı (öyle bir şey olsaydı kesin haberim olurdu) o zaman kim buldu ? Cevap hayli ilginç ''hayat'' . . . Nasıl mı ? Hemen anlatmaya başlıyorum.
  Doğum günüm 9'uncu ayın 12'nci günü dünyaya gelmişim. O günün esrarından mıdır bilmem, kendimi bildim bileli çift rakamları çok severim.Özellikle de ikiyi, onunla benimle aramda küçüklükten beri bir bağ vardır.Bu nedenle ki tuttuğum takımdaki en çok sevdiğim oyuncular hep '2' numaralı oyunculardır.Daha sonra gel zaman, git zaman ilkokula başlıyoruz okul numaram 309, orta okulda okul takımına giriyorum, iki farklı takımın formasını giydim.Biri;3 diğeri;4'tü. Liseye geçtim okul numaram 12'ydi (aslında her şey burada başladı diyebilirim). Ama ben dünyadan bi haber yaşamaya devam ediyorum.Lise 2 ye geçtim,hayatımda ilk defa ders çalıştım (inanılmaz).Bu yıl ben de biraz hareketlilik olsa da ben altın çağımı(yükseliş dönemimi) lise 3'te yaşadım,felsefe derslerinin bundaki katkısını hayatta es geçemem .Malum sözel bölümü olduğumuz için ister istemez bir şeyler karalıyorsun. Ve bir isim, bir müstear isim ihtiyacı ortaya çıkıyor.Ben de hem anlamlı hem de beni anlatan bir şey olsun istiyordum. Ve aklıma okul numaram geldi, ilk defa tanıştığımızı zannetmiştim ama bir baktım ki geçmişe, biz beraber doğmuşuz. İlk dünyaya gözlerimi açmamdan tutun,ilkokulda da benimle beraberdi,okul numara mı hatırlayın 3+0+9=12, daha sonra 2 farklı okul takımının forması 3*4=12 bu kapı da 12'ye çıkmıştı. Bunları ben uydurmuyorum, size saçma da gelebilir lakin; bu iki rakam bana nelerin hüznünü,nelerin tebessümünü yaşatıyor bilemezsiniz.. Bu kadar mı sizce ? Bir de 12 ile ilgili gerek ismimle gerek yaşamımla ilgili tevafuklar var. Mesela Hz. İsa'nın 12 havarisi,en büyük hüznü 12. ayda yaşamışımdır,12.ayın başında,ortasında ve sonunda olmak üzere 3 yakın arkadaşımı kaybettim. Normalde aklıma gelen ama şimdi benden köşe bucak saklanan beynimde birkaç hatıranın isyanı da var. Galiba ifşa edilmekten hoşlanmadılar,ilk defa bir yazı da dile getirdiğim içindi galiba. Çünkü; bu kadar az değillerdi. Neyse aklıma geldikçe size haberdar ederim. Böyle de bir başlangıç yapmış olalım. (iyi,kötü dönütlerinizi kesinlikle bekliyorum,saygılar)